Vefâyla Kal...

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#1
Vefayla kal!
Ayrılıklar geceye benzer. Bütün yarınlar da sabaha can!
Geceye az kaldı.Ayrılık, gelini götürmeye gelen düğün alayı gibi kapımızda. Kimler ayrılmadı ki canından.
Ayrılığı cennetten ayrılan Hz.Adem’e sor. Tufan’da oğlunu dalgaların pençesinde bırakan Hz. Nuh’a, Yusuf’u
için inleyen Hz. Yakub’a, İçindeki ejderle boğuşan Züleyha’ya, yüreğinin sesini susturmak için bileğiyle dağları oyan Ferhad’a, Şems için kavrulan Mevlâna’ya, binlerce evlâdını gurbete gönderen Anadolu’ya, en
çok da Resûlü’nü Medine’ye gönderen o kutsal diyâra, hasılı gidenin ardından bakıp kalanlara, ocak gibi yananlara sor. Geride kalan hep inleyendir ana misali, can!
Giden hep yârdır, ‘can’ dan ‘can’ dır. Her şeyi alıp götüren de ‘o’ dur, götürdüklerinin iki mislini geride bırakan da…
Giderken arkada bıraktıklarına son bir kere bakıp da öyle gitmeli insan.
Yaşadıklarını, paylaştıklarını gönül heybesine yerleştirmeli. Paylaşılan andır, zamandır, dönüşü olmayandır.
Paylaşılan hayattır can! Vefâlı olmalı insan.Vefânın dersini Kur’andan; âlemlerin muallimi, Gönüllerin sultanı’ndan, O’nun nurlu ashâbından almalı.
Olmalı insan, önce kul olmalı. Olmadan evvel ölmeli, ölmeden önce olmayı tamamlamalı. Nasıl mı olmalı? Hak dostları gibi vefâ kahramanı olmalı. “Vallahi O söylüyorsa doğrudur. Ben O’nun verâların verâsından haber getirdiğine inanıyorum.” Diyen sadâkat ve vefâdan bir lahzâ ayrılmayan Hz. Ebubekir gibi olmalı.
Allah Resulü’ne; ”Kendisinden meleklerin bile hayâ etmekte olduğu bir kimseden ben hayâ etmeyeyim mi?”sözlerini dedirten, an-be-an bütün mahlûkâta edebiyle vefâlı olan Hz. Osman gibi olmalı.
Vurulduğunda yarasının ağırlığıyla baygın yatan, “Eğer daha ölmediyse, onu namazdan başka birşeyle ayıltamazsınz” sözlerinden sonra namaza çağırıldıında küheylanlar gibi “namaz vakti mi?” diyerek yaralı bedeniyle kan revan içinde şahlanan, namaza vefalı Hz. Ömer gibi olmalı.
“Perde-i gayb açılsa, yine de yakînim azalmaz.” diyerek, vefâsını kâinâta haykıran, evliyâlar babası, yigitlerin şâhı Hz. Ali gibi olmalı.
Vefâ, sadece ‘has’ ların vasfıdır can! Nisyan –unutmak- ise ‘ham’ ların… Bedene tutsak olmuş hoyratların nasibi yoktur vefâdan. Gönlümüzün kitabında; “ Bize bir defa selâm vereni kıyamete kadar unutmayız.” düsturu kayıtlıdır. Biz dersimizi; “Kabrimize gelip, bir defa Fatiha okuyanlar kıyamete kadar bizimdir. İmanlarını kurtarmadan ölmesinler, ömürleri boyunca fakirlik görmesinler.” diye dua eden , hâlâ büyük bir vefâyla Üsküdar’da dostlarını ağırlayan Aziz Mahmut Hüdâyî’den almışız. Nice vefâ kahramanının mânevi huzurunda hürmetle, edeple selâma durmuşuz.
Dostlarını daima vefâ ile hatırla can! Arayan sen ol, bulan sen; tanıyan sen ol, kucaklayan yine sen. Kula vefası olmayanın Hakk’a vefâsı olmaz. Git ki vefânın ter ü taze hüküm sürdüğü yeni bir hayata başla… Haydi daha fazla durma karşımda. Kurşun gibi bir anda al, ellerini benden. Su gibi aksın ellerin ellerimden.
Yüreğini yüreğimde, gözlerini gözlerimde bırak da git. Beklemeden, bir kelime bile etmeden git. Canımı canımdan kopar da git.
Giderken son bir defâ Hakk’ın selâmını esirgeme benden. Arkada kalanın gözü yaşlı olur, yüreği yufka, gönlü ince. Ben içimdeki korla, bağrımdaki volkanla, öylece dağ gibi arkanda kalayım. Yapayalnız hecelerde kaybolan ben olayım. Sen sağlam adımlarla yarınlara yürürken, yıkılan ben olayım.
Gülen sen ol, ağlayan ben. Yeşeren sen ol, sulayan ben. Bana saplansın paslı mızrakların ucu, sana dokunmasın.En çılgın isyanlarını, savaşlarını, sırlarını gittiğin diyarlara götürme. Kötüye dair ne varsa benim yanımda kalsın. Benim avuçlarıma bırak. Ben onları dua dua ak kanatlı kuş gibi göklere uçurayım.Benim payıma ilâhî dergahtan, ayrılık sahillerinde anıların gönüllü bekçisi olmak düştü. Hak’tan gelene razıyım.
Sen geçmişi bana bırak can! Vefâ nedir bilir misin? Vefa arkanda bıraktığını, giderken yaktığını yabana atmamandır. Vefâ; dostluğun asaletine, bir dua sonrası verilen sözlere, hayallere ihanet katmamandır.Vefâ ötelerin sonsuz mükâfatı karşısında, cehennemi hafife almaman, ulvî güzellikleri dünyaya satmamandır.
Şimdi ayrılık vakti can! Gecenin en karanlık vakti. Vaktin yaratıcısı, az sonra geceden gündüzü doğuracak. Vakit gitme vakti, bizden aldıklarını gitmesi gereken yerlere iletme vakti…
Al can! Bu heybe senin. Sol yanımdan bir parça kopardım senin için; tâ özümden, tâ közümden. Birazdan yağmur yağacak…Ardından gökkuşağı sonra güneş…Sıcacık apaydın, pırılpırıl…Hep böyle oldu, tarihte hep karanlık yenilgiye teslim oldu, güneş kazandı.
Uğurlar olsun can! Beni kışta bırakıp yeni bir diyara gittiğinde baharı bekleyeceksin. Baharı beklemek ne güzeldir, baharda toprağı parçalayan kır çiçeklerini gözlemek…
Sen benim kır çiçeğimsin can, sen benim aşk çiçeğim. Sen benim yüreğimsin. Hep ama hep vefâlı ol. Emanete sahip çık, atana vefâlı ol. Ömrü hakkıyla yaşa, hayata vefâlı ol. Düşmanlıkları unut, dostuna vefâlı ol. Öfkeyi, kini unut, ruhuna vefâlı ol…
Bunları unutursan zaman maddi manevi bütün yaralarının, dertlerinin yok olmasına vesile olur. Eğer unutmazsan, zamanla bunlar seni yok eder. Unutkanlıklar karşısında kimseyi suçlama. Sen ‘unutma’ tuzağına düşüp, unutmaman gerekenleri unutma. Unutulmaması gereken güzellikler karşısında arslan kesil kendi içinde. Âsi bir kartal gibi yırt karanlıkların çirkin yüzünü, meydan oku karanlıklara. Çılgın bir küheylan gibi vefâyla meydan oku fırtınalara…
“Yarasaların gözleri kamaşacak diye, Güneş doğmaktan vazgeçmez. En büyük vefâ Hakk’a götürecek fırsatları yakalamaktır. Bulduğun her fırsatı zamanında değerlendirmektir. Sakın ha! Fırsatları kaçırıp da, Gâlû Belâ’ya vefâsız olma! “Fırsatlar bulutlar gibidir, gelir ve geçer.” Sakın ha! Fırsatları kaçırıp da, kaybetme bedbahtlığıyla yok olma.
Vasiyetim olsun can! Vefâyla kal…

(Bir dergiden alıntı)
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap