Yaşadıkça Acayipleşiyor muyuz?

Katılım
8 May 2007
#1


Ağlayacak mısın?

Yeni başlayan hayatı da da kendini bir hücreye hapsedip öylemi geçireceksin?
Geçmişe takılı kalıp pişmanlıkların hesabınımı yapacaksın?
Keşkelere mi yükleyeceksin yine zamanı?
Yaşadığın güzel şeyleri bir kenara bırakıp hep kötü anıları mı hatırlayacaksın?
Sana sunulan güzellikleri elinin tersiyle geri çevirip, ben böyle mutluyum’ rolüne mi bürüneceksin?

Dostların var, seni seven sana değer veren.
Yine farkına varamayacaksın onlar için ne kadar önemli olduğunun?

Kaç kişiyi kıracaksın bu yıl?
Kaç dostunu küstüreceksin?

Her giden dostun ardından ‘o zaten şöyleydi beni hiç anlamazdı!’ yalanına mı sığınacaksın?
Senin için bir şeyler yapmaya çalışan insanları görmezden mi geleceksin?
Yüreğin sıkıntıyla atacak öyle mi?
Huzursuzluk ve mutsuzluk kapından hiç ayrılmayacak...

Peki bir kez olsun umuda şans vermeyecek misin?
Geleceğe dair bir tek hayal bile kurmayacak mısın bu zaman da?
Hiç hedefin olmayacak mı? ulaşmak için çaba göstermeyecek misin?

Ya aşk? Burun çevirdiğin,elinin tersiyle ittiğin aşk?
Korktuğun, kaçtığın, asla cesaret edemediğin, hep uzaktan baktığın, küçümsediğin
Ve asla bana göre değil dediğin aşk?
Oysa zamanı güzelleştiren en önemli duygudur aşk...
Ve sen orada öyle duruyorsun ya,
Bir kez aşka açsan yüreğini bütün bu olumsuzluklardan kurtulacağını biliyorsun aslında.
Söylesene neden işine gelmiyor?

Hayatını değiştirebilecekken, umudu ve mutluluğu kucaklayabilecekken,
Hiç olmadığın kadar neşeli , hiç olmadığın kadar hayat dolu olabilecekken,
Neden sırtını dönüyorsun?

Bir kez aşık olsan, ne dostlarını kırardın, ne de geçmişe takılı yaşardın...
İnsan olmanın,dolu dolu gülebilmenin,keyifle yasamanın ne demek oldugunu anlardın.
Ve zaman işte o zaman anlamını bulurdu senin için.
Şimdi bir an önce bitse dediğin günlerin hiç bitmemesini isterdin.
Her yeni gün, yepyeni oluşumlara gebe olurdu.
Sevgilisiyle el ele yeni bir günü kutlamaya hazırlananları gördüğünde somurtup durmazdın.

Yine de sen bilirsin. Senin için bu hayat nasıl istersen öyle olsun.
 
Katılım
10 Haz 2007
#2
Ynt: Ağlayacak mısın?

AÇ YÜREĞİNİ AŞKA

Bir ateş yanar bedeninde yüreğinden kopup gelen
Sevgi derler bunun adına
Bütün dünyayı kucaklamak istersin
İstersin ki sevginle yeşersin tabiat ana
Ne kadar verirsen sevgini yetmez sana
Daha çok .. daha çok vermek istersin mutluluğu insanlara
Ve vermek istedikçe sevgini
Azalmaz da daha kuvvetli yanar o ateş yüreğinde
Ve sevecek birini bulamayınca
Sevgini akıtacağın bir damar bulamayınca yüreğin sıkışır
Ne yapacağını bilemezsin
O zaman savurursun sevgini gökyüzüne
Alsın rüzgarlar serpsin insanların yüreğine diye
13 yaşında ilk öpücüğün heyecanı vardır henüz yüreğinde
Severken insanları o ilk öpücüğün heyecanını ekersin yüreklere
Ve bir boşluk olduğunu görürsün sonra o yanan ateşin ta en orta yerinde
Severken insanları verirken onlara aşkların en büyüğünü
Unutmuşsundur sevilmenin hazzını
Yoktur sevgilin ellerinde hissettiğin sıcaklığı
Yürek unutmuştur sevgilinin gözlerine bakıp seni yakan ateşini
Yürekteki ateş arar durur oysa ki kendisini besleyen, büyüten sevgilinin dokunuşlarını
Unutmuşsun sevgilinin adını
Kaybolmuşsundur aşk yollarında
Yürek, cananını arar oysa şimdi
Yürek sevilmek ister artık
Ürperten dokunuşların büyüsünü düşler sevgilinin
Seven gözlerin parıltısını özler kendisine aşkla bakan
Şimdi yürek bir su gibi akmak ister aşkın ateşine
Erimek buharlaşmak için aşk ateşinde
Aç yüreğini aşka
Sevilmenin hazzını tatmak için aç kollarını artık
Sevgini besleyecek olan aşka kavuşmak için gülen gözlerle bak artık dünyaya
Sevmenin gidişidir sevilmenin hazzı
Ve insanlara vereceğin sevginin kaynağıdır sevilmek
Aç yüreğini aşka korkmadan………
 
Katılım
8 May 2007
#3
Unutacaksın Üzülme

Dilediğince yaşa acıları…
Yine aynı sonun başlangıcındasın..
Farkedemiyorsun şimdi ama, aslında hepsini de tattın bu acıların birçok kere..
Hatta daha da kötüleri kaldı kucağına zaman zaman..
“Boğulacağım” diye az feryat etmedin içimde…
Unutamayacaktın sözde..
Hepsi kalıcıydı, peşini bir an olsun bırakmayacaklardı..
Geceleri uyku nedir bilmeyecekti gözlerin..
Hepsi düğümlenecek, seni yutup öğüteceklerdi..
Korkutuyordun beni “yitip gideceğim” diyerek..
Dön bak bakalım şimdi,
Gülüp geçmediğin,
Kahramanının, deli olduğun yüzünü anımsadığın
Tek bir tane kaldı mı o acılardan??
Unutma geçmişi ey kalp!!
Şimdi kalkmış;
Yine bir vefasızın ardından kanıyorsun içimde..
Gözlerime acı sular yolluyorsun durmadan..
Düşlerime anılar sızdırıyorsun…
Kimi görsen o sanıp; deli gibi çırpınıyorsun içimde,
“Koş arkasından!” diye haykırıyorsun..
Ya da..
Her şeye küsüp yosun bağlıyorsun derinlerinde..
İbadet ediyorsun, dualar ediyorsun fısıltılarla..
Duymasam da biliyorum; sessizce ağlıyorsun…
Kıyamıyorum sana..
Çırpın istiyorum yine sabırsızca,
Çıldır istiyorum aşk için…
Ama üzülmeden, varlığından vazgeçmeden..
Kuralına göre oyna aşk oyunlarını,
Alçalma terk edip gidene karşı..
Ağlıyorsan; duymasın ağladığını..
Özlüyorsan; bilmesin..
“Hala seviyorum” diyerek yıkıyorsan gururunu; haberi olmasın,
Ezdirme kendini…
Dönse de, dönmese de boşver, düşme peşine..
Nasıl olsa bir gün;
Unutacaksın, üzülme……
 
Katılım
8 May 2007
#4
Sana kaybetmek düşer



Yani diyorum ki aradan gecen onca yildan sonra bir de donup bakarsin ki hepsi kocaman bir boslukmus...

Sen sacimi supurge ettim diye ovunurken yipranan eski supurgenin en iyi ihtimalle kapi arkasina birakildigini fark edersin...

En iyi ihtimalle kapi arkasinda kaldigini anladiginda ustelik...

Bu yuzden mazlum olarak yasamayi tercih etmek yanlis olmali diyorum.

Bu yuzden kimse kimseyi kandirmasin diyorum.

Bu yuzden kimse kendisine yalan soylemesin diyorum...

Arkadasindan daha cok uzulemez kimse arkadasinin kederli yalnizligina...

Uzantisi bir bicimde kendinde bitmiyorsa, hicbir felaketin fazlaca onemi yoktur gunumuz bencil insaninin degerlerinde.

Yalan mi?

Tercih edilmeyen olmak ofkeli ve yalniz kilar insani, bilirim!

Oysa hayatta her sey yuzde elli ihtimal uzerindedir.

Ya terk edilen kisi olursun ya da ugruna her seyin feda edildigi...

Ya birakilansindir ya da birakan.

Ya kurbansindir ya da kahraman...

Ve cogu zaman hayat her iki uc arasinda surukler insani.

Ömrunun bir noktasinda zafer sarhoslugu yasarken bir bakarsin ki yenilmissin...

İste o zaman, kazandim ya da kaybettim sanmanin bir onemi kalmiyor...

O halde?

O halde?

O halde sevgili okur...

Neden kurban olmanin guzel oldugunu saniyor insan?

Kendine acimayi ve acindirmayi neden seviyor?


***

Yani diyorum ki:

Dustuysen eger, dustugun yerden neden kalkmiyorsun?

Daha ne kadar aglayacaksin orada?

Ne kadar sizlanacaksin?

Asil, acili, mazlum bir zavalli kurban olmayi kabul etmek hicbir sey kazandirmayacak sana.

Senin hayatin akip gidecek gozlerinin onunde.

Ve o hayat sen her anlatmaya kalktiginda can sikan siradan hikâyelerden biri olarak kalacak...

Üzgunum...

Kaybeden rolunu bu kadar benimsersen, sana daima kaybetmek duser!

iclal aydin
 
Katılım
8 May 2007
#5
Kendin İçin Bir Şeyler Yap

Henuz 18 ini yeni bitirmiştin, enerji ve umutla dolu hayata başlamaya hazırdın... Ne oldu? Istemediğin bir okula girdin. Insanları mutlu etmek, saygı kazanmak, sevilmek için... Sevmediğin bir bölümde senelerini harcadın... Ayaklarını sürüye sürüye gittin derslere... Çalışmak istemedin ama yine de zorladın kendini... Güç bela bitirdin sonunda... Ne ailen, ne de arkadaşların görmedi yaptığın fedakarlığı... Alkışlamadılar seni,omuzlarının üzerine çıkarmadılar, madalya takmadılar... Enerjin çoktan tükenmeye başladı bile... Kimse bilmez nasıl kendini feda ettiğini... Ruhunu teslim ettiğini... Gençliğini tükettiğini...

Şimdi iş bulman gerek... Para kazanman, araba alman, ev alman gerek... Istemediğin bir işe girdin... Böyle olması gerekiyor diye... Sırf çevrendekiler bekliyor diye... Insanları mutlu etmek,saygı kazanmak, sevilmek için... Sabahın köründe gidiyorsun işe... Sevmediğin insanlar ile gününü harcıyorsun... Heyecan duymadığın işlerle zamanını geçiriyorsun... Yarının gelmesinden nefret ediyorsun... Sevildiğini hissettin mi peki? Ya saygı? Bitti mi insanların istekleri? Özgür müsün artık? Hayır hala özgür değilsin...


Şimdi evlenmen gerek... Öyle ya yaşın geçiyor, evde mi kaldın ne? Arıyorsun etrafında uygun birisini, artık evlenmeliyim diyorsun...Acaba gerçekten istiyor musun? Sana uygun birisini buldunişte, boyu boyuna, mesleği mesleğine, parası parana göre... Peki ya kalbin? Düğününden bir gece önce sessizce itiraf ettin kendine, ya doğru kişi değilse? Belli ki hazır değildin bu evliliğe... Evlenmek için evlendin... Insanları mutlu etmek, saygı kazanmak, sevilmek için...Mutlu oldun mu peki? Kalbin heyecanla doldu mu? Akşam eve koşarak döndün mü? Sevildiğini hissettin mi?

Daha evleneli bir sene dolmadı, insanlar çocuk demeye başladılar... Istedin mi gerçekten bir çocuk sahibi olmayı? Hazır mısın bir canlıyı yetiştirmeye? Söyle bana ne verebilirsin bu küçük insana? Hayatı kendi gözlerinle hiç yaşadın mı? Ne istediğini biliyor musun? Ya istemediğini? Hiç risk aldın mı? Sen hiç kendin için bir şey yaptın mı? Çocuğun bir gün sorarsa Özgürlük Nedir? Ne cevap vereceksin? Sen hiç özgürlüğü yaşadın mı?

Evliliğinde problemler yaşıyorsun... Sevmediğin bir insanla cehennemi paylaşıyorsun... Boşanmak fikri kafana gelip gelip gidiyor...cesaret edemiyorsun... Insanlar ne der diyorsun... Gene kendi duygularının üzerine bir duvar örüp başka insanlar için evliliğinde kalıyorsun... Fedakarlığını gören biri var mı? Yaşadığın ızdırabı senin gibi yaşayan?

Korkuların seni hapsetmiş, her geçen gün etrafına bir duvar daha örüyorsun. Sevilmeme korkusu, yalnız kalma korkusu, başarısız olma korkusu, saygınlığını yitirme korkusu ve daha neler neler... Hayatında hiç korkmadığın bir gün oldu mu? Cesaretle atıldın mı hiç, ya bilmediğin bir dünyaya girdin mi? Sevilmemeyi göze aldın mı hiç? Gülünç duruma düştün mü? Ağladın mı
doyasıya, insanlara aldırmadan? Acı çektin mi hiç, hani öleceğini düşünecek kadar... Ve iyileşmeyi başarabildin mi hiç?

Yaş erdi kemale diyorsun, bu saatten sonra benden ne köy olur ne kılavuz. Umutların tükenmiş, hayallerin yıkılmış... Koca bir ömür başka insanların kontrolü altında geçip gitmiş. Alışmışsın artık bu düzene, artık istesemde çıkamam diyorsun... Ve gene kendin için bir şeyler yapmaktan vazgeçiyorsun...

Ne olurdu istediğin okula gitseydin... Kim ne derse desin, ressam olsaydın... Müzisyen, Arkeolog, Sanatçı, Sporcu olsaydın...Hayattaki büyük adımları ancak hazır olduğunda sen istediğin için atsaydın... Ne olurdu biraz risk alsaydın? Biraz kendine güvenseydin? Biraz
kendine inansaydın? Ne olurdu seni çepeçevre saran zincileri kırıp, önünde ki duvarları aşıp, kendin olabilmeyi başarsaydın? Kim ne diyebilirdi sana? Gene kimse madalya takmazdı, gene kimse alkışlamazdı, gene kimse seni omuzlarının üzerine çıkarmazdı... Ama sen kendine saygı duyardın!

Haydi şu anda şu dakika bir daha bak hayatına... Bu sefer kendin için bir şeyler yap... Bırak insanlar sevmesin seni, bırak senin mutsuzluğundan mutlu olmayıversinler, bırak takdir etmesinler, onaylamasınlar, bırak dedikodunu yapsınlar, itiraz etsinler... Hayatında bir kere olsun bu riski al!

Istediğin mesleği yap... Zevk al ürettiğin işten... Uçarak git işine...Keyif al birlikte çalıştığın
insanlardan... Yaşamını kendin SEÇ ve MUTLU OL seçtiğin bu yaşamdan...

Istediğin insan ile istediğin zamanda evlen... Ister 20 inde ol, ister 50 inde... Senden başka kim bilir doğru insanın kim olduğunu ve doğru zamanın ne zaman olduğunu? Dinleme başkalarını... Evlenmek için hiç bir zaman geç sayılmaz... Ve hatta istiyorsan evlenme... Bu yaşam senin ve ızdırabını da, mutluluğunu da yaşayan tek sensin...

Istediğin zaman çocuk yap... Kendini hazır hissettiğinde, yaşama bir canlı getirmek istediğinde
ve o çocuğa verecek bir şeylerin olduğunda... Ve hatta istemezsen hiç çocuk yapma...

Istiyorsan başka bir şehre taşın, başka bir ülkeye, başka bir kıtaya... Mecbur değilsin bu şehire tıkılıp kalmaya...

İstiyorsan yeniden okula başla, yeni bir meslek, yeni bir hayat, yeni ben diyerek kendin için yaşa...

Şimdi soruyorum sana...

Ne zaman kendin için bir şeyler yapacaksın? ???
 
Katılım
8 May 2007
#6
Ne acayip şu dünya. İnsanoğlu ne acayip. Aynı anda yaşayabiliyoruz bir yandan ölülerimizi gömerken, nefretle aşk yaşayabiliyoruz... Doğruların peşinde
koşmaktan konuşuyoruz, samimiyeti yalanlara boğuyoruz. Susmayı erdem kılarken,sözcükler nefessiz kalıyor. Ha babam konuşuyoruz.Kendimizi haklı sanıyoruz ya başkalarını da hep haksız buluyoruz bizim mutlak gerçekliğimiz mevzularımızın muğlak gevşekliğinde eriyor. Sahiciliğimizi, sahiden yitiriyoruz.

Kendimizi İpe sapa gelmez olayların içinden, kendimize oyuncak zaferler üretiyoruz...Yüzümüzdeki ciddiyet, denk düşmüyor içimizdeki oynak ruhla, aynaya bakmayı yüreğimiz yemiyor. Haramakadeh kaldırıyoruz, ezanla namaza duruyoruz. Kul hakkı yerken,orucumuzu sıkı sıkı tutuyoruz. Elbet inanıyoruz da, kimin iyi kimin kötü kul olduğunu, hiçbirimiz bilmiyoruz...Yanmayı göze alıyoruz bazen yanarız diye yaşamıyoruz. Karanlıkta öylece, kokup bulaşmadan yaşlanıyoruz. Hakkımızı istiyoruz kavga dövüş, bizden hak sorana ‘müstehak’ diyoruz. Herkese özgürlük istiyoruz ya, aslında gardiyanlığa can atıyoruz. En demokratımız, en faşist çıkıyor birden. Şovenizmin acımasız oltasına takılıyoruz.

Bir de bakmışız, altüst olmuş kimliklerimizle güreşe durmuşuz. Birbirimizi yere çalıyoruz.Seviniyor, yerlerde sürünüyoruz. Ölçüsüz coşuyor, coşunca birilerine kurşun yağdırıyoruz.

Ölüyor birileri, biz hala çekiyoruz. Yok olmamak için yok etmeye başlamış doğa, biz yer açmaya çalışıyoruz doğanın içinden kendimize hala. İnatla hayaller kuruyoruz, çocuklarımızı yeşil bahçeler içinde meyve ağaçlarına tırmanırken görüyoruz. Yarın suya, toprağa, yağmura muhtaç olacağımızı, bal gibi biliyoruz aslında.Ne acayip şu dünya, biz ne acayip duruyoruz arşın ortasında. Acaba acayip geliyor mu her insana, yoksa ben mi acayipleşiyorum
yaşadıkça?!....


Alıntı
 
Katılım
8 May 2007
#7
Seyret Sus ve Dinle


Bir gün bir dağ güneşle birlikte güne uyandı. Rüzgarın esintisiyle ağaçlarının dallarını sallaya sallaya esneyerek gerindi. Güneş pırıl pırıl ufukta tam karşısından doğuyor, onunla arasında masmavi bir deniz çarşaf gibi günü karşılıyordu.

Dedi ki, "Ben ne güzel bir yerdeyim, önüm masmavi bir deniz ve her gün güneş bana gülümseyerek gün başlıyor."

Gökyüzünde küme küme bulutlar pamuk yığınlarını andırıyordu.

Martılar çoktan uyanmış gökyüzünde dans ediyorlardı. O sırada dağ bir de baktı ki, eteklerinde bir minicik fare denize doğru yürüyor.

"İiiiiiiiihhhhhh , bu da ne? Bu küçük fare benim manzaramı şimdi neden bozuyor?"

Onun oradan bir an önce gitmesini istedi ve şöyle bir titredi.

Tepeden aşağıya doğru bir kaç taş hızla yuvarlanmaya başladı. Fare sesi duyunca hemen bir yüksek kayanın üstüne sıçradı ve oraya yerleşti. Düşen taşlarda ona hiç bir zarar vermedi. Farecik de başladı denizin güzelliğini seyre...

Ara ara atlayan zıplayan balıklar denizin duruluğunda küçük halkalar oluşturuyordu.

Deniz dağın sıkıntısını anladı ve dağa seslendi:

"Neden böyle bir günde bir küçük fare için mutsuzluk oyununa başlıyorsun ki? Bak ben dümdüzken balıklar da benim duruluğumu bozuyorlar. Ben onlara kızıyor muyum? Biliyorum ki onlar bensiz ben onlarsız olamayız. Sen de seninle birlikte yaşamak zorunda olanlara kollarını açmalısın. Güneş hiç bulutlara bozuluyor mu? Benim ışınlarımı engelliyorlar diye kızıyor mu?

Kabul et gerçeği, herşey bir şeylerle bütün aslında. Fark ve güzellik de burada. Bu sayede hergün ayrı bir şey öğretiyor bize; her gün ayrı bir ders veriyor. Sen iyisi mi sadece SEYRET, SUS ve DİNLE."

Dağ denize sordu:

"SEYRET, SUS ve DİNLE? O da ne demek?"

Deniz, "Bak... Seyrettiğinde güzellikleri göreceksin... Sustuğunda kendinden başkalarının söylediklerini duyabileceksin...

Dinlediğindeyse onlardan öğrendiklerini uygulama fırsatı bulabileceksin..."
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap