Yavuz Sultan Selim

sayih

 
Katılım
29 Ağu 2007
Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 günü doğdu. Babası II. Bayezid, annesi Gülbahar Hatun'dur. Gülbahar Hatun Dulkadiroğulları beyliğindendir. Yavuz Sultan Selim, uzun boylu, geniş omuzlu, kalın kemikli, omuzlarının arası geniş, yuvarlak başlı, kırmızı yüzlü, uzun bıyıklı ve yiğit bir padişahtı. Sert tabiatlı ve cesurdu. Kuvvetli bir ilim tahsili yapmıştı.





Yavuz Sultan Selim Han, Ridaniye Savaşı'nda ileri görüşlü babası II. Bayezid'in icadı olan içi yivli topları kullanarak büyük başarılar elde etmiştir. Bugün ise bizler hâlâ II Bayezid'in bu büyük icadını tarih kitaplarımızda: "Yivli top 1868 de Almanlar tarafından icad edildi" diye okutma gafletini gösteriyoruz.

1967 Mısır-İsrail savaşında, Mısır askerleri, düşmanlarını beklerken İsrail ordusu bir anda Süveyş'in öbür yakasını geçerek dünyayı şaşırtmış. Mose Dayan bu muazzam başarıyı daha sonra bir basın toplantısında: "İsrail'in bu başarılı stratejisi, Yavuz Sultan Selim'in yıllar önce Mısır'ı fethederken uyguladığı harp planının bir kopyasıdır" diye açıklayıp gafletimizi yüzümüze vurmuştur.

Osmanlı ordusunun, İslam'ı tek bir bayrak altında toplamak gayesiyle Mısır seferine giderken Gebze yakınlarındaki bağlık-bahçelik bir arazide mola verdiğinde Yavuz Sultan Selim, bütün askerlerin heybelerini aratmış ve hiçbirinde meyve cinsinden birşey çıkmaması üzerine ellerini Ulu dergaha kaldırıp: "Allah'ım, sonsuz şükürler olsun. Bana haram yemeyen bir ordu lutfettin. Eğer askerimin içinde tek bir kişi sahibinden izinsiz bir meyve yeseydi ve ben bunu haber alsaydım Mısır seferinden vazgeçerdim." diyerek Rabbine sonsuz hamd ü senalarda bulunmuş.


Fransa Kralı III Napolyon, Paris'te Osmanlı Devleti Büyükelçisi olarak bulunan Ahmet Vefik Paşa ile konuşması esnasında bir ara alaylı bir şekilde "Sen kendini Yavuz Sultan Selim'in elçisi mi zannediyorsun?" demesi üzerine Ahmet Vefik Paşa da büyük bir hazır cevaplıkla: "Öyle olsaydım, siz Fransa'da imparator olarak bulunamazdınız" cevabını vermiş.

Cennetmekan Sultan II. Abdülhamid döneminde Yavuz Sultan Selim'in türbedarlığını yapmakta olan bir zatın, şiddetli geçim darlığının kendisine verdiği sıkıntılı bir ruh haleti içinde: 'Bir de evliyadan olduğunu söylerler Yıllarca türbedarlığını yaptım yoksulluk içindeyim" diyerek türbeye hiddetle vurmuş, ertesi sabah aniden Abdülhamid Han'ın türbedarı huzuruna çağırarak bir yıllık ihtiyacının hepsini karşıladığı, çünkü Abdülhamid Han'ın, gece rüyasında ceddi Yavuz Selim tarafından haberdar edilmiş.

16. yüzyılın kudretli padişahı Yavuz Sultan Selim'in huzuruna girerek yer öpüp itimatnamesini sunan Venedik elçisi Antonio Jüstiniani'ye ülkesine döndüğünde padişahın nasıl biri olduğu hakkında bilgi istendiğinde elçinin şaşkınlık içinde: "Kılıcı öyle parlıyordu ki yüzünü göremedim" diye itirafta bulunmuş. Elçinin bu itirafının daha sonraları Yavuz Sultan Selim tarafından öğrenilmesi üzerine "haşmetli Hünkarım, Paşalarım Osmanlı'nın kılıcı parladığı sürece düşmanların başı daima önde olur. Ama Allah korusun bu kılıç kınına girer ve paslanmaya başlarsa o zaman bu kafalar yavaş yavaş dikilir ve birgün bize yukardan bakar" demiş.

Mercidabık Savaşı öncesi Büyük Hünkar Yavuz Sultan Selim'in ordusunun önünde askerleriyle beraber göğüs göğüse çarpışmak için atını ileri doğru mahmuzlaması üzerine, Sadrazam Sinan Paşa'nın padişahın ellerine sarılıp: "Şevketlü hünkarım, olmaya ki heyecana gelir, kendinizi ateşe atarsınız, yüreğimiz dilhun olur" diye gitmemesi için yalvarmış; âlem-i İslam'ın birliğini sağlama adına hayatı at sırtında geçmiş olan bu büyük dava adamının bunun üzerine: "Biz cennetmekan Fatih Sultan Mehmet'in torunuyuz, çadır içinden savaş idare etmeyüz" diye haykırmış.

Makedonya kralı Büyük İskender'in, Mısır'ı işgal ettiği zaman kendisinin Yunanlılar için haşa ilah kabul edilen Jüpiter yıldızından geldiğini iddia ederek, uluhiyet davasında Firavun'u taklit etmiş, buna mukabil Yavuz Sultan Selim, Mısır tahtına nail olduğu zaman: "Mülk, Allah'ındır. Şayet benim veya başka bir kimsenin yeryüzünde parmak ucu kadar toprağı olsa bu Allah'la ortaklık değil midir?" diyerek kulluk şuuruyla secde-i şükre kapanmış.

Yavuz Sultan Selim Han Gazi, İslamiyet'i tek bir bayrak altında toplamak gayesi ile çıkmış olduğu Mısır seferi sırasında, daha önceleri Cengiz ve Timur'un geçemeyip yüz geri döndükleri korkunç Tih çölünü mucizevi bir şekilde on üç günde geçmiştir. Bu geçiş esnasında askerinin önünde yaya vaziyette mütevazı bir şekilde iki büklüm olarak yürüyen Koca Yavuz'a vezirlerin: "Hünkarım atınıza binseniz" demelerine karşılık, Büyük Sultan'ın gözyaşları içinde "Nasıl binerim... Görmüyor musunuz? Resulullah Efendimiz (sav) önümüzde bize yol gösteriyor" demiş ve velayeti ayan beyan ortaya çıkmıştır.


İleride Avrupalı kralların üzengi öpmek için sıraya geçecekleri büyük bir devlet adamı olacak olan Kanuni'nin doğum haberi Yavuz Sultan Selim Han'a ulaştırıldığında, huşu içinde Kur'an okumakta olan baba Yavuz, okumakta olduğu Kur'an-ı Kerim'den başını kaldırarak: "Adını Süleyman koydum" deyip Kur'an okumaya devam etmiş; ve o anda okuduğu ayetin meali de (Neml Suresi 30. ayet) "O muhakkak ki Süleyman'dandır ve O (mektubun ilk satırı) Bismillahirrahmanirrahim"dir.

Büyük Cihangir Yavuz Sultan Selim, günde üç saat uyku uyuyup tahta kaşıkla tek çeşit yemek yermiş. Herhangi bir saray halkından ayırt edilemeyecek kadar sade giyindiğini ve bunun sebebini soranlara: "Vezirlerin ve beylerin süslü giyinmeleri, padişahlarına saygıdan ileri gelir. Biz kime şirin görünmek için süslü giyinelim ki? Bizim Padişahımız (Allah c.c.) vücudun dışına değil, içindeki cevhere (imana) bakar" diye veciz bir cevap vermişler.

Yavuz Sultan Selim in mütevazı kişiliği ile ilgili bildiğiniz olayları ve neden küpe taktığına dair rivayetleri paylaşmanızı rica ediyorum.
 
S

SERTER

Ynt: Yavuz Sultan Selim

rivayetten öte gidemicez...

Hakkaten devrinin en büyük devlet adamıydı onun bi projesi varki akıllara zarar bi projedir Hazar denizini Karadenize bağlayıp orta asyaya donanma çıkarmak...
heralde bu gün oraya onın hayal ettiği şekilde çıkılsaydı moskova olmaycaktıda selimhangrat :) olacaktı ismi.... ve kremlin kubbeleri yerine selimiye minareleri ve kubbeleri yükselirdi kızılmeydanda:)

küpye dair çok rivayet var hatta küpe bile takmadığını o resimin bi aldatmaca olduğunu söylenlerde var...
kimi bir köleden esinlenerek bende Allahın kölesiyim anlayışında taktığını..
kimide küçük bir çan olduğu ve çınlayınca sinielerine hakim olduğu ve Allahı hatırladığını.. ve "kulağına küpe olsun" değiminin buradan geldiğini anlatan birçok rivayetler var
 
Katılım
27 Eki 2007
Ynt: Yavuz Sultan Selim

yavuz sultan selim irandan gelen şii tehlikesini babası bayezidden önce görmüş
daha şehzadeyken babasına mektuplar yazmış fakat sonunda babasına olan inancını kaybetmiş
babasının savaş istemeyen mülayim tutumu dolayısıyla babasıyla savaşa girişmiş
savaşı kaybetmesine rağmen yeniçeriler onun cesaretini görmüş ve onu desteklemeleriyle tahta çıkmıştır

ordunun siyasete müdahalesi o dönemlerde dahi vardır
fakat merkezi yönetim güçlü olduğundan tehlike arz etmemiştir
fakat duraklama döneminde yeniçerilerin sık sık isyanı görülecektir
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
Ynt: Yavuz Sultan Selim


11 idam gerçekleşitirmiş kafasında kurduğu devleti yapabilmek için hiç bir engel tanımazdı (bu ne kadar sağlıklı kararlar aldırdı bilinmez ama ) dünyadan göçtüğünde yıkılması zor bir devlet bırakmıştı elinde en öfke dolu padişah olarak bilinir!
 
Katılım
27 Eki 2007
Ynt: Yavuz Sultan Selim

yavuz sultan selimin biraz asabi olduğu doğrudur ama yanlış kararlar verdiğini sanmıyorum
her kararını şeyhülüslama onaylatırdı

ama kendisine vezir dayanmadığı söylenir
hatta bir keresinde toplantı esnasında devlet erkanından birini yumruklamıştır
duygularını dışa vuran güçlü bir padişahtır

ama aynı padişah mısır seferinde o çölü geçerken atından inmiş mecburen askerler de attan inmiş
vezirler padişahım ata binin ordu da yürüyor siz yürürken diyor koca çölü yayan geçiyorlar
yavuzun cevabı tarihi 'ümmeti muhammedin peygamberi yürürken ben nasıl atla gideyim ' diyor
demekki boşa sefer yapmıyor seferlerde önünde hep resulu görüyor
öyle de evliya bir padişah
günahıyla sevabıyla sevdik biz o koca yavuzu
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
Ynt: Yavuz Sultan Selim


ya hocam 4 kelle var vezirde:) affı olmayan bir padişahtı buda işler yürüsün diye bir kac kişi fuzuli ölmüştür örenek ise hemdem paşadır askerler adına konuşmaya cıktığında kellesini ucurulur askerin hepside susar bu olay karşısında...
 
Katılım
27 Eki 2007
Ynt: Yavuz Sultan Selim

sağolasın derinsu eyvallah
bunun bir benzerini de fatih sultan mehmed yapmıştır
 
Katılım
27 Mar 2006
Ynt: Yavuz Sultan Selim

Kılıcımızın yaltırığı

Yavuz Sultan Selim, devlet işlerinde düzenli ve programlı hareket eder, istişareyi önemser, vezirlerinin söylediklerini dinler ve kararını öyle verir, karar verdikten sonra da asla dönmezmiş.
Onun zamanında kılık kıyafete düşkünlük, gösterişe kapı aralayan binalar inşası, saltanat tantanası vs. bir kenara itilip yerine tam devlet-i ebed-müddet anlayışına uygun bir ruh imarı başarılmıştır. Tabii bunun için başta kendisi olmak üzere bütün devletlilerde sade bir hayat yaşama tavrı öne çıkmıştı.

Günlerden birinde Venedik elçisi Antonio Justiniani'ye huzura kabul izni verilmişti. Sadrazam ve devlet erkanı bu ziyaretten hoşnud olmayacaklardı. Çünkü hem sultanın, hem de kendilerinin kılıkları pek perişandı. Venedik elçisinin onları bu halde görmesi devlet itibarını düşürecekti. Ama bunu sultana kim söyleyebilirdi? Devir, sultanın disiplin ve celalinden korkanların "İnşallah Yavuz Selim'e vezir olursun!" cümlesini beddua diye söyledikleri devirlerdi. Nihayet Hersekzade Ahmet Paşa bütün cesaretini toplayıp meseleyi hünkara açtı. O da itiraz etmedi ve "Pek doğru söylersin lala, cümle yeni esvaplar giyile!" buyurdu.

Elçinin geleceği gün Kubbealtı'nda divan toplantısı vardı. Vezirler toplantıyı bitirip hep birlikte sultanın yanına arz odasına geçtiler. İçeri girmeleriyle donup kalmaları bir oldu. Meğer sultan yeni hiçbir şey giymemişti. Yalnız elinde bir kılıç vardı ve tahtında otururken onunla oynuyor, pencereden vuran güneşin ışıkları kılıçta yaltırıklar oluşturup odayı dolduruyordu. Kimse hiçbir şey söyleyemedi. Nihayet elçinin geldiği bildirildi ve huzura kabul edildi. Adam kapı kenarında durup namesini takdim etti ve tercüman vasıtasıyla hükümdarın sorularını cevaplandırdı. Konuşma esnasında da hükümdar elindeki kılıçtan yansıyan parıltıları ara ara muhatabının gözüne doğru tutmaktaydı. Konuşma bitince elçinin gitmesine izin verildi. Ardından sultan Hersekzade'ye seslendi:

- Ahmet, var elçi beye sor, ağzını ara... Acep bizi nasıl bulmuşlar?!..

Hersekzade emir baş üzre deyip çıktı. Odada çıt çıkmıyordu. Nihayet paşa geri döndüğü vakit heyecan doruktaydı.

- Sordun mu Ahmet?

- Beli saadetlü hünkarım! "Kılıcının parıltısı öyle gözümü aldı ki kendilerini göremedim bile", dediler.

Yavuz gülümsedi ve ayağa kalkıp parmağıyla basamaktaki kılıcı gösterdi:

- Kılıcımız parladıkça düşmanın gözü ondan ayrılıp bizi göremez. Ama Allah esirgesin, bir gün paslanır da yaltırıklanmazsa düşman bizi görmek değil, bir de tepeden bakar.


[YAVUZ'UN TEK KÜPESİ]

Yavuz'un resimlerini çizenlerden çoğu onu burma pala bıyıklı ve tek kulağında küpe ile çizerler. Pala bıyıklar ile Yavuz'un tarihî kimliği arasında zihinlerde hemen bir bağ kuruluvermesi insanlara bu resimleri hoş gösterir. Eh, durum böyle olunca kulağındaki küpeye de bir efsane uydurulmasında ne mahzur olabilir ki?!.. Hani kutsal toprakları aldığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı Hakimü'l-Haremeyn (Kutsal beldelerin hakimi) sıfatını uygun görmeyip kendini Hadimü'l-Haremeyn (Kutsal beldelerin hizmetkârı) ilan etmiştir ya, buna bir ilave de halk yapmış ve orada gördüğü kulağı küpeli siyahi köleleri örnek alarak kulağına küpe taktırdığını ve bununla kendisini din uğrunda bir köle mesabesinde telakki ettiğini imaya yöneldiğini uydurmuştur. Oysa Yavuz'un minyatürlerinde hiçbir zaman pala bıyık veya küpe yoktur. Tarihî bilgiler onun kişiliğinde sadelikten yana olduğunu ve giyiminde de çok sade tercihlerde bulunduğunu söylerler. Nitekim Topkapı Sarayı'ndaki en sade kaftan onundur. Mısır seferi dönüşünde Edirne'de kendisini karşılayan tek şehzadesi Süleyman'ın süslü elbiselerini görünce ona, "Bre oğul, sen böyle giyinirsen anan ne giyecek!" diye ikazda bulunması da bunu pekiştiren bir tarihî gerçektir. Keza aynı seferden gelişinde İstanbul'a gireceği sırada büyük bir zafer kutlaması tertipleneceğini duyunca israfı önlemek üzere bir gece vakti gizlice Topkapı'ya girdiği de bilinir. Bütün bunlardan daha önemlisi Yavuz'un küpe taktığını söyleyen hiçbir tarih satırı, hiçbir belge yoktur. Küpeli uydurma resimlerde ise resimdeki kişinin başında beyaz tülbent içinde kırmızı bir başlık ve üstünde de krallara benzetilmiş bir tac vardır. Bu tür kızıl börk ve tacı İran şahları kullanır. Osmanlı sultanları tac giymezler.

Sonuç şu, küpe takmak gibi bir hafifliği, azametiyle öne çıkan Osmanlı sultanına, hele de Yavuz gibi celalli bir adama yakıştırmak yanlıştır. O zaman da akıllara bir soru takılır: Kimdir bu küpeli, taclı adam? Söyleyelim; Yavuz'un "Paymal eyleyelim kişverini sürhserin" diye üzerine yürüdüğü Sürhser (Kızılbaş) Şah İsmail'indir ve başındaki kızıl börk ile tac da Kızılbaşlığın simgesidir.

Ne garip tecelli; Yavuz Çaldıran'da, Şah İsmail de resimlerde birbirlerine külahları ters giydirmişler.

[BERCESTE]

Kemalpaşazade'nin Yavuz hakkındaki mersiyesinden:

Şems-i asr idi asırda şemsin

Zılli memdud olur zamanı kasir

O, bir ikindi güneşi gibiydi. İkindide güneşin zamanı kısadır ama gölgesi çok uzun olur.

Kemalpaşazade

İSKENDER PALA,ZAMAN

11 Aralık 2007, Salı