Yazdığımı Yarın Okuyamayacaksın...

Katılım
8 May 2007
#1


Yazdığımı Yarın Okuyamayacaksın...

En güzel yastığın nedir? diye sorsalardı bana, hiç tereddütsüz 'yarın' derdim. Yastık, başımı usulca bırakıp kendimi unuttuğum yer. Yastık, gözlerimi kapatıp gövdemi sessizce, dertsizce yarına taşıdığım dem.

Yarın, bugünün telaşlarını savurup fırlattığım loş uçurum. Yarın, bugünün ellerinden ellerimi çekip hayatla bağlarımı koparmama bahane eylediğim boşluk.

'Nasılsa yarın var!' deyip de an'ın üzerimizdeki keskin hükmünü törpülüyor değil miyiz?

'Yarın yaparım!' deyip de günün içinden duygularımızı, aklımızı, yeteneklerimizi, hasılı varlığımızı çekiyor değil miyiz? Kapatmıyor muyuz gözlerimizi bugünün güneşine, nasılsa yarın güneş yeniden doğacak diye?

Kapatmıyor muyuz gönlümüzü bugünün aşkına, önümde çok uzun yıllar var diye?

Sevdiklerimizi küstürüyoruz, sevenlerimizi kırıyoruz, umarsız bir maske takıyoruz bugün. Nasılsa yarın telafi ederim diye. Çekmiyor muyuz ellerimizi en ciddi işlerin eteğinden daha zamanı gelmedi diye?

Alıp gölgemizi her akşamın hüsranına yatırmıyor muyuz? Sanki hiç yokmuşuz gibi, hiç var olmamışız gibi geçmiyor muyuz günün içinden? Hasretlerimizi, hayallerimizi, ümitlerimizi, beklentilerimizi, özlemlerimizi zamanın kanına katmadan, elimizde meyvesiz kuru tohumlarla kala kalmıyor muyuz?

Yastığımızdır yarın. Alıp başımızı gittiğimiz isimsiz, sınırsız, kuralsız, tanımsız ülkemiz. Aklımızı başımızdan alıp götüren uykumuz. Bugünden kaçışın saydam, sessiz, itirazsız suç ortağı, sırdaşı.

Gözümüzü bağlayıp bize habire sayılar saydıran saklambaç arkadaşımız. Sürekli bizi körebe eder yarın. Bizi topal bırakır. Bizi sığlaştırır. Bizi yok sayar. Kendi kıyılarımızdan çeker yüreğimizin inci mercanını. Kentin kuytularında nefesimizi boğuyor, sözümüzü kekeme ediyor.


Yo, yo, suç yarının değil. Yarının ayağımıza gelir gelmez adını 'bugün' diye değiştirdiğini unutan bizlerin suç. Yarınlara güvenip de bugünü eğretileştirirken, yarınların birinde kendisine geniş zamanlar düşeceğini hayallerken, 'dün'lerde 'yarın' diye idealleştirdiği bir 'yarın'ı daha elinin tersiyle ittiğini fark etmeyende suç. Bizde!

Şairin dediği gibi 'yarın artık bugündür.' Yarın diye beleyip beslediğimiz, hayallerimizle emzirdiğimiz o gelecek günler, o bitmez zamanlar, o geniş zamanlar gelir gelmez, kendimizi içinde sıradanlaştırdığımız bir 'bugün' oluveriyor.

Yarına ideal yükleyenler, gelen yarının adı 'bugün' olduğunda, bütün idealleriyle o günün sabahında var kılmaları gerekir kendilerini. Hayallerini yarınlara güvenerek erteleyenler, yarınlar sıra sıra gelip 'bugün' olarak ellerine ayaklarına vardığında, her şeyi bir kenara bırakıp el üstünde tutmaları gerekir bugünü. Sanki son günleriymiş gibi, sanki başkaca ve bir daha yarın gelmeyecekmiş gibi, ruhlarını damıtıp bugünün imbiğinde damıtmaları gerekir yarın sevdalılarının.

Sahi, bugüne kadar kim 'yarın' gerçekleştirmiş başarısını? 'Yarın' ödev yapan öğrenci oldu mu acaba? Yazısını 'yarın' yazmayı başaran bir yazar olmuş mudur?

Hayır, hayır, içimizden hiç kimse 'yarın'ı yaşamadı, yaşamıyor, yaşamayacak. Yarınların hepsi bugün oldu, oluyor, olacak. Bugün'e kendini yakıştıramayan, yarınların hiçbirinde gününü gün edemeyecek.

İmrendiğimiz o başarı öykülerinin hepsi kahramanlarının 'bugün'ünde gerçek oldu. Bir ömre rengini, istikametini veren kritik kırılmaların hepsi sıradan bildiğimiz herhangi bir saatin içinde olup bitti. 'Yarın'a, 'az sonra'ya, 'hele dur, zamanı değil!'lere yaslananlar, 'bugün'lerin içinde siliniverdi, 'şimdi'nin kalbine can olamadı, 'an'ın göğsünden çekildi. Hiç dokunmadan geçtiler zamanın içinden. Hiç yaşamamış gibi sürüklendiler bugünden yarına..

İspat etmemi ister misin? Ben de bu kısa yazıyı sürekli 'yarın'lara erteledim. Ama sonunda oturdum ve yazdım. Ellerimi bilgisayarımın tuşlarına bağladım, koltuğumda hapsettim gövdemi, kalbimi bu satırların karasına mahkûm ettim. Yazıyı, 'bugün' yazdım, 'şimdi' bitirdim. Sen de 'yarın' okuyamayacaksın bu yazıyı. Eminim 'bugün' okuyor olacaksın.

Bugünü uyanık geçirmek istersen, 'yarın' yastığını başının altından çek, sevgili zamane!
SENAİ DEMİRCİ
..
 
Katılım
8 May 2007
#2
Ynt: Yazdığımı yarın okuyamayacaksın



Bekleyişlere yüklemişsen aşkını, senin için en tanıdık sözcük “yarın”dır...

Aslında “o” yoktur ve senin de beklemekten başka çaren yoktur. Bu yüzden yarın senin için hiç bitmeyen bir umuttur. O olmadan geçirdiğin hiçbir gün yaşanmış sayılmaz. Yaşamadığın günler eklendikçe birbirine, yarına olan özlemin daha da artar.

Her gece gözlerini “yarın olsun” diye kaparsın, here gece o günü değil yarını düşünerek uyursun. Uyuyabilirsen tabii... Gün ışığı varken daha çabuk geçer zaman. Gündüzdür, bir uğraşın vardır, “o ve yarın” yine aklındadır ama yolların, sokakların kalabalığında daha az hissedersin yalnızlığını. Ama gece... Kahrolası gece... Bir çöktü mü kentin üzerine geçmek bilmez saatler de seninledir artık. Ne yapsan olmaz, ne yapsan tüketemezsin dakikaları. Oysa senin istediğin bu gecenin de bir an önce bitmesi ve “yarın” olmasıdır.

Bugün yoktu ya “o”, belki yarın olacaktır. Günlerdir beklediğin telefon belki “yarın” gelecektir. Aylardır hasret kaldığın yüzünü belki “yarın” göreceksindir. Kadehlere sığınarak ve kendini sarhoşluğun kollarına bırakarak bitirmek istersin geceyi. Yapamazsın çünkü içki seni uykuya değil yine “yarın”lı düşüncelere taşır. İki satır kitap okuyamazsın. Sözcükler çoktan anlamını yitirmiştir, anlamazsın. Belki bir iki şarkı daha çekilir kılar geceyi dersin ama dinlediğin her şarkı yine “o”nu anlatır sana...

Umudun vardır ya içinde “yarın”a dair, bir tek ona sarılırsın. Yüzünde beliren gülümsemeyle kaparsın gözlerini. Zaten ne kalmıştır ki şurada “yarın” olmasına... Sabahın ilk ışıkları yüzüne çarpar çarpmaz açarsın gözlerini. Heyecanla kalkarsın yataktan. “Yarın” olmuştur ya, geceki sıkıntıdan eser kalmamıştır. Telefonlarını kontrol edersin, arayan, not bırakan var mı diye...Yoktur... Kapıyı dinlersin gelen var mı diye... Yoktur... Yine yalnızsındır işte ve bu duygu bir bıçak gibi keser yüreğini... İnce ince bir sızı hissetmeye başlarsın, tıpkı dün sabah hissettiğin gibi... “Yarın” bugün olmuştur ve senin önünde yine sadece “yarın” olmasını beklemekle geçecek bir gün daha vardır. Daha kaç gün geçecektir “yarın”ı bekleyerek bilinmez...Daha kaç gün geçecektir yaşanmadan bilinmez...

Bekleyişlere yüklemişsen aşkını ve “yarın”ı bekleyerek tüketiyorsan zamanını, bekleme... O yarın hiç gelmez
..
 
Katılım
8 May 2007
#3
Uyan Gafil, Ömründen Bir Saat Gitti



''Uyan gafil, uyan... Geçti bir saat daha zamandan, geçti bir saat daha ömründen..."
Bir çizgisin sen zaman..başı görünmeyen, sonu tükenmeyen bir çizgi...
var tabi ki başın sonun
ama uzunsun, upuzun
Bize de o uzun çizgiden bir pay verildi... Nakışlar yapıyoruz üzerimize düşen paya... Sevinçle, yardımlaşmayla, hoşgörüyle... Kimimiz çok süslüyoruz, kimimiz az ... Kimimizse işlemeye tenezzül bile etmiyoruz... Zaman denen çizgiden kendine düşen payı işlemeden bırakıyor... Ah ne gaflettedir onlar!...
Seni dilim dilim böldüler..saliselerden saatler, günlerden aylar, aylardan asırlar yaptılar..isim koydular, vakit dediler...ömürler geçti..çocuklar civan oldu, civanlar ihtiyar...
En gerçek zamansa nefesti oysa...hiç değişmedi...ne arttı, ne de azaldı..aynı kaldı ölçüsü, aynı kaldı zamanı...ömürler geçirdik, içini doldurduk nefes nefes...
zaman..ah zaman ...
hem severiz seni, hem kaçarız senden...
akarsın köpürürsün, durursun durulursun...akarsın önüne ne varsa alır götürürsün...sevgi, dostluk, kin, nefret, acı, keder, sevinç, barış ....
acıyı alsan sevinç hep kalsa..
savaşı al, hiç getirme geri...
ama barış
ama barış kalsın...
ağlamasın çocuklar, sussun gözü yaşlı anneler...
kin gitsin, nefret gitsin, keder gitsin...ZULÜM GİTSİN ! ..gitsin senle birlikte...dönmemecesine bir daha...

bir de durursun ya zaman...öyle anlarda durursun ki sen..ak deriz git, ilerle, durma...ama sen durmayı tercih edersin...
durunca herşey durur...saatler durur, acı, heyecan...
oysa ki sen akıyorsun hep...
dere gibisin..dere gibi akarsın hep..
dereki sular hep değişir de biz hala aynı suya bakıyormuş gibi hissederiz seni ya...su aynı su değildir aslında...durmaz ki hiç...

durmaz saatler...saniyeler kovalar dakikaları...her saat başında bir uyarı insan için..."uyan gafil, uyan..geçti bir saat daha zamandan, geçti bir saat daha ömründen..."

"Saatin çaldığı evkat değildir her gah
Müddet-i ömrü gelip geçtiğine eyler ah"..
..
 
Katılım
16 Eyl 2007
#4
Ynt: Yazdığımı Yarın Okuyamayacaksın...

Güzel paylaşımın için teşekkür ederim Senai Demirci nin yazısını büyük bir keyifle okudum ah yarınım yarınlarım en rahat yastığım
 
Katılım
8 May 2007
#5
Bir gün...


Hep, “bir gün” dedim.
Bir gün, attığım gibi çözmesini de bilecektim kördüğümlerimi..
Bir gün, ömrümün siyah sayfalarını, bembeyaz, kocaman bir gülümsemeyle çevirebilecektim..
Bir gün, saçma gelecekti uğruna gözyaşı döktüğüm pek çok şey..!
Bir gün, bana içli türküler söyletip, melankolik cümleler kurduran hüzünlü çocuğu avutabilecektim kollarımda..!
Bir gün, gidenlerin acısını, paylaşılanların minnettarlığına dönüştürecekti yüreğim..
Bir gün, sağır ve dilsizse yönelttiğin kişi, anlayacaktım, sadece enerjimi tüketmeye yaradığını öfkemin..
Bir gün, zaman bulamayıp da ertelediğim, yapmak istediğim onca şey için fırsat yaratmayı öğrenecektim..
Bir gün, güneşin batışını da, doğuşunu da aynı sevinçle karşılayabilecektim..
Bir gün, yürek yangınlarında serinleyebilecektim..
Bir gün, işe güce tercih edecektim sevdiklerime sarılmayı..
Bir gün, hiçbir şey yapmamanın da bir seçim olduğunu fark edecektim..
Bir gün, sırtımdaki hançerleri çıkarıp birer birer gömecektim toprağa, unutmayı hatırlatacaktım hafızama..
Bir gün, elimde kalbimin kırık dökük parçaları, ihanetin müsebbibi yüreğe sarılabilecektim sevgiyle..
Bir gün, başıma gelen kötü şeyler yüzünden hayatı suçlamayı anlamsız bulacaktım..
Bir gün, yaşamımın sorumluluğunu üstlenmeyi başaracaktım..
Bir gün, “bir gün” demeyi bırakacaktım..

Ama, hep, “bir gün” dedim..

Neler olacağını da biliyordum üstelik..!
Bir gün, yıldızlara bakmadan geçirdiğim gecelerin, gökyüzünü selamlamadan akşam ettiğim günlerin hesabını soracaktım kendimden..
Bir gün, söylenmemiş sözcüklerin, atılmamış ilk adımların bedelini ödeyecektim; kalp sancılarıyla, romatizma ağrılarıyla..
Bir gün, ister haklının, ister haksızın yanında çözülmemiş olsun dilim, utanacaktım ödlekliğimden..!
Bir gün, sarılacağım hiçbir şeyim kalmayacaktı, anılardan başka..!
Bir gün, “ben ne yaptım” diyecektim, gözlerim dolu, ellerim titrek..!
Bir gün, ben de bakacaktım, semaya ağlayarak..!

Belki de ömrümün en anlamlı gözyaşları olacaktı, son kez döktüklerim..!
“Bir gün” leri şimdilere çevirmemişsem, boşa geçmiş bir ömrün ıstırabı akacaktı yanaklarımdan..
“Bir gün” leri şimdilere çevirmişsem, borcunu ödemeye hazır bir insanın, yaşamından duyduğu minnettarlık olacaktı her bir damla..
..
 

Giriş yap