YEŞİLKÖY LATİN KİLİSESİ'NDE BİR TOPLANTI

Katılım
18 Eyl 2007
#1
YEŞİLKÖY LATİN KİLİSESİ'NDE BİR TOPLANTI
29.10.2006

İstanbul/Yeşilköy'deki Latin Katolik Kilisesi'nde, 23-24 Eylül 2005 tarihinde "Uluslararası Müslüman-Hıristiyan Diyalog Sempozyumu" yapıldı. Toplantı, Gregoriana Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi profesörleri ve kapüsyen rahiplerinin katılımı ile düzenlenmişti... *Ali EREN

Hıristiyan hatiplerin konuşması haliyle Hırıstiyanî bakış açısına göre olacaktı; öyle de oldu. Roma'dan gelen Prof. İlaria Morali, bizim ilahiyatçıların huzurunda Müslümanları "sapıklar" olarak gördüklerini söyledi... Bizimkilerin konuşmaları ise daha başkaydı. "İslâm ve Hıristiyan Kaynaklarında Hz. İsa" başlıklı sempozyumda bakın neler konuşuldu:
Konya İlahiyat'ın tanınan bir profesörü, "İslâmî Gelenekte İsa-Mesih İnancı" başlığı altında, hem Müslümanları hem Hıristiyanları ilgilendiren "ahir zamanda Hz. İsa'nın yeryüzüne inişi" meselesi üzerinde durdu. Görelim bakalım neler söyledi...

Kabulü imkânsız bir şey söyledi: "İslâm âlimleri Hıristiyanlığı bilmiyorlar" dedi.

Oysa bu söz, aksine kendisinin İslâm âlimlerini tanımadığının ve onların eserlerini dikkatli okumadığının ifadesiydi. İslâm âlimleri Hıristiyanlığı bilmiyorlardı da, meselâ Rahmetullah Efendi'nin "İzhâru'l-Hak" isimli meşhur eseri ne oluyordu? Bu eser, İslâm âlimlerinin papazları cevapsız bırakmalarının kitaba aktarılmış şekli değil miydi? Ve meselâ, Prof. merhum Şaban Kuzgun'un, "Dört İncil Farklılıkları/Çelişkileri" isimli eseri gelişigüzel yazılmış bir eser miydi? Öyle olsaydı, Hıristiyanlar dururlar mıydı? Bu eserleri yerden yere vurmazlar mıydı? Hani, var mı verebildikleri ilmî bir cevap?

Sayın profesörün esas bunları dile getirmesini beklerdik. Tam tersini söylemesi elbette üzücü.

Hıristiyanlık hakkında İslâm âlimlerinin yazdıkları eserlerin sadece isimlerini yazacak olsak, bu bile bir kitap olur... Vaziyet bu olduğu halde, bir İlahiyat profesörünün kalkıp da, "İslâm âlimleri Hıristiyanlığı bilmiyorlar" demesi üzücü değil mi?

1976'da, Müslüman âlimlerle Hıristiyan papazlar arasında Libya'nın Trablus şehrinde bir toplantı yapıldı. Müslümanlar da Hıristiyanlar da konuşacakları kadar konuştular. Herkes eteğindeki taşları döktü. Sonunda vaziyet, Son Peygamber Hz. Muhammed (sav)'in tebliğ ettiği dini kabul etmenin gerekliliğine geldi dayandı. Müslümanlar Hıristiyanlara, "Bu hususta ne diyorsunuz?" dediler. Hıristiyanlar, "bu meseleyi Vatikan'a götüreceklerini ve değerlendireceklerini" söylemekten başka bir şey yapamadılar. Diyalog diye işte ben buna derim. O heyette bulunan zamanın Diyanet İşleri Başkanı Dr. Lütfi Doğan, 1998'de diyordu ki: Hâlâ bir cevap yok. Hâlâ değerlendiriyorlar...

Vatikan, Trablus mağlubiyeti acısıyla 1990'dan sonraya kadar bir daha ağzına "Dinlerarası Diyalog" kelimelerini almadı... Sayın profesörümüz acaba bunu da mı bilmiyordu?

Aynı heyette bulunan Doç. Ali Arslan Aydın, bu toplantıyı "İslâm Âlimleri-Hıristiyan Din Adamları Semineri İSLÂM'IN ZAFERİ" ismiyle kitaplaştırdı. (Ekmel Yayıncılık: 0216/495 04 25)

Bahse konu profesörümüz, Hz. İsa'nın yeryüzüne ineceğini de reddediyor; "Bir Müslüman âlimin kolayca kabul edebileceği bir şey değil" diyor. Bu meselenin, Hıristiyanlıkta bir inanç meselesi olduğunu, İslâm inancında böyle bir şeyin olmadığını söylüyor. Ve tabiî ki yanılıyor.

Halbuki, İslâm âlimlerinin Hıristiyanlığı bilmediğini söyleyeceğine, İslâm inanç (itikad) kitaplarına bir göz atıverseydi, bu meselenin İslâm inancı içinde olduğunu görür, hataya düşmezdi...

İtikad kitaplarımızda var olanı yok sayan hocamız, kitaplarımızda olmayan bir şeyi de var gösteriyor. Bizim, "İsa gelecek, zorla Hıristiyanları Müslüman yapacak" şeklinde bir inanca sahip olduğumuzu söyleyebiliyor... Oysa, böyle bir şey yok. Bunu, itiraz sadedinde bütün dinleyicilerin huzurunda kendisine de söyledim. Ne mi yaptı? Sözlerimi cevapsız bıraktı.

İyi ama, önce olmayan şeyleri konuşup, itiraz gelince de susmak yakışır mıydı bir profesöre!..

Hocamız, Hz. Mehdi meselesini de içine sindiremiyor. Ona göre, tarihteki sahte mehdilerden dolayı hadiseler çıkmış. Mehdi meselesini kabul edersek, kötü olayların önünü alamazmışız...

Hocam! Bir şeyin sahtesi var diye gerçeği inkâr edilemez ki. Tarihte yalancı peygamberler de çıktı. Ne yapacağız şimdi? Hocamız, maalesef bu soruyu da cevapsız bırakıyordu.

Hz. İsa'nın inişi ve Hz. Mehdi'nin gelişini bazı ilahiyatçıların kabul etmesini de, "Maalesef! Nasıl kabul ediyorlarsa!" diye değerlendiriyordu çoğunluğu Hıristiyan olan dinleyiciler karşısında.

Ali EREN

Not:Rahmetullah Efendi'nin "İzhâru'l-Hak" kitabını dehşetle okumanızı tavsiye diyorum.
 

Giriş yap