EDEBİ SANATLAR​

Belâgat


Türkçe sözlüğe göre belâgat: Sözün ya da yazının istenilen etkiyi sağlayacak biçimde güzel ve sanatlı olması, dil uzluğu…

Yeni Türk Ansiklopedi ’sine göre Belâgat: Sözün, dilin, kurallarına okuyan ve dinleyenin durumuna, seviyesine, içinde bulunulan şartlara uygun söylenmesidir.

Ferit Devellioğlu’na göre Belâgat: İyi, güzel, pürüzsüz söz söyleme, uz dillilik. / Sözün düzgün, kusursuz,yerinde ve adamına göre söylenmesini öğreten ilimin adı.



Eski Türk Edebiyatında

İfade şekilleri ve Anlam Sanatları

Ses ve Kelime Tekrarına Dayalı Söz Sanatları

Müşterek Malzemeyi Kullanmaya Dayalı Sanatlar ve Belâgate Dahil Edilen Hünerler

  • İFADE ŞEKİLLERİ VE ANLAM SANATLI

  • 1. Teşbih (Benzetme):
  • Sözü daha etkili bir duruma getirmek için aralarında türlü yönlerden ilgi bulunan iki şeyden, benzerlik bakımından güçsüz durumda olanı nitelikçe daha üstün olana benzetmektir.
  • 1. Müşebbeh (=benzeyen),
  • 2. Müşebbehün bih (=kendisine benzetilen),
  • 3. Vech-i şebeh (=benzetme yönü),
  • 4. Edât-ı teşbîh (=benzetme edatı)

  • Gül hasretinle yollara dutsun kulağını
  • Nergis gibi kıyâmete dek çeksin intizâr
  • (Bakî XVI. yüzyıl)
  • Kad kıyâmet gamze âfet zülf fitne hat belâ
  • Âh kim ben hüsnünün bunca belâsın bilmedim
  • (Ahmed Paşa XV. Yüzyıl)
2. Mecaz-ı Mürsel (Düzdeğişmece, Metonomi)

Bir sözü gerçek anlamının dışında benzetme amacı gütmeden kullanmaktır. Bu türün örneklerine daha çok deyimlerde rastlanır.

Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta,
Tanbûri Cemil Bey çalıyor eski plâkta.

Yahya Kemal

Yukarıdaki beyitte plakta çalan “Tanbûri Cemil Bey” değil onun şarkısıdır.

3. İstiare (Eğretileme, Metafor)

Asıl anlamı birinden bir şeyi ödünç isteyip almak olan istiâre, bir kelimeye

aralarındaki benzerlik sebebiyle temel anlamının dışında yeni bir anlam

vermektir. İstiarenin temelinde teşbîh vardır.



Teşbîhin iki temel unsurundan müşebbeh

ve müşebbehün bihten birinin doğrudan ya da dolaylı olarak söylenerek

kaldırılan kısmının kastedilmesiyle istiare meydana gelir

  • İstiâre-i musarraha (açık istiare):

  • Benzeyeni düşürülen teşbihtir. Bu istiareye
    “açık” denmesi kendisine benzetilenin açıkça ifade edilmesindendir. Teşbîh unsurlarından müşebbehün bih(kendisine benzetilen)in söylenmesiyle yapılır.

  • Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor
  • Bir hilâl uğruna ya Rab ne güneşler batıyor.
  • Mehmed Âkif Ersoy
  • Güneşten maksat "Türk askeri"dir.

  • İstiâre-i mekniyye (kapalı istiâre)

  • Kendisine benzetilenin açıkça söylenmediği, sadece onu hatırlatan, onunla ilgili bir unsurun bulunduğu istiaredir.
“Eşcar-ı bağ hırka-i tecride girdiler

Bad-ı hazan çemende el aldı çenardan”

(Baki)

Bağdaki ağaçlar tecrid hırkasına giren dervişlere benzetiliyor. Ağaçlar (Benzeyen) söylenmiş, derviş (benzetilen) söylenmemiş. Ağaçların dervişe benzetildiklerini "tecrid hırkasına girmek" deyiminde anlıyoruz.

4. Kinaye

Bir kelime ya da sözün gerçek anlamının dışında benzetme amacı gütmeden anlatılmasıdır.

Hân-ı ihsânına ermez elimiz ol şâhın

Ni'met-i vaslına bî-hûde heman diş bileriz

Bağdatlı Ruhî



O sevgilinin bağış sofrasına elimiz ulaşmaz.Ona kavuşma nimetine boşuna diş bileriz.





5. Teşhis (Kişileştirme) ve İntak (Konuşturma)

Teşhis, insan dışındaki canlı ve cansız varlıklara insana ait nitelikler vermektir. İntak ise o varlıkları konuşturmaktır. Bu sanatlarla ilgili örnekler daha çok masal ve fabllarda bulunur.

Gül hasretinle yollara dutsun kulağını

Nergis gibi kıyâmete dek çeksin intizâr

Bakî



6. Ta'riz (Taşlama)

Söylenen sözün ya da kavramın gerçek ve mecazlı anlamı dışında büsbütün tersini kastetmektir

Pâre-i elmâs eker açtığı zahma o şûh

Lutfu var olsun eder ihsân ihsân üstüne

Rasîh

O sevgili açtığı yaraya elmas parçası eker.Bu lutfu devam etsin, iyilik sütüne iyilik eder.

7. İhâm
İki ya da ikiden fazla anlamı olan bir kelimenin bir dize ya da beyit içinde bütün anlamlarını kastetederek kullanmaktır.

Güzellerde vefâ olmaz demek yanlıştır

ey Bâkî Olur va'llâhi bi'llâhi heman yalvarı görsünler

Bakî

Burada yalvar hem yalvarmak fiilini hem de eskiden İran'da kullanılan bir para çeşidini karşılamaktadır. Her iki anlamda aynı anda kastedilmiştir.

8.Tecâhül-i Ârif

Bilinen bir gerçeği, bir nükteye dayanarak bilmiyormuş gibi söylemektir.

Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâhım

Kurbânın olam var mı benim bunda günâhım

Nahifî



Burada şair kendi iradesi ile sevdiği halde bilerek günahsız olduğunu ifade ediyor.

9.Hüsn-i Ta'lil

Herhangi bir gerçek olayın meydana gelmesini, hayalî ve güzel bir sebebe bağlamaktır. Ancak sebebin kesin bir yargıya dayanması gerekir.

Bâğa sen serv-i revânı bir kadem bassın deyü

Hayli döküldü saçıldı yoluna berg-i hazân

Bâkî





Bahçeye sen servi, ayak bassın diye sonbahar yaprakları yoluna döküldü.

Seni gelür işidüb bâğa yâsemen cânâ

Çıkup o şevk ile dîvâra reh-güzâra bakar

Şeyhülislâm Yahyâ



Beyit “Ey sevgili, yasemin senin bahçeye geleceğini duymuş, o şevkle duvarın üstüne çıkmış yola bakıyor.” anlamındadır.

10.Tevriye

İki ya da ikiden fazla anlamı olan bir kelimeyi bir dize ya da beyit içinde yakın anlamını söyleyip uzak anlamını kastederek kullanmaktır.

Rûzgârum buldı devrân-ı felekden inkılâb

Kan içer oldum ayağın çekdi bezmümden şerâb

Fuzulî

Beyitte “Feleğin dönmesinden, yani olaylardan hayatım değişti. şarap işret meclisinden ayağını çekti, artık gelmiyor. Ben bundan dolayı kan içer oldum.”

denmektedir. “Ayak”ın uzak anlamı kadehtir. Buna göre beytin anlamı “şarap artık kadehini işret meclisinden çekti, bu mecliste kadeh sunulmuyor, bundan dolayı artık kan içiyorum.” demek olur.

11.Tenâsüb

Tenâsüb, aralarında anlam bakımından tezad (karşıtlık) dışında bir ilişki bulunan iki ya da daha fazla sözcüğü bir ibarede toplamaktır:

“Gül”, “bülbül” ve “gül bahçesi” sözcüklerinin aynı ibare içinde toplanması gibi.

12.Leff ü Neşr

Sözlük anlamı “dürme, toplama ve yayma” olan leff ü neşr, bir ibarede iki ya da daha fazla sözcüğü veya hükmü zikrettikten sonra bunlarla ilişkili sözcük ya da hükümleri sıralamak yoluyla meydana getirilen bir ifade biçimidir.

Leff ü neşr,
müretteb ve gayr-i müretteb diye 2‘ye ayrılır:

1.Mürettep (düzenli, sıralı) leff ü neşr:

İlk sırada söylenen kelime ya da hükümlerle bunların karşılığı olan unsurların aynı sırayla verilmiş olduğu

leff ü neşrlerdir.

2. Gayr-i mürettep (düzensiz ve sıralı olamayan) leff ü neşr:

Buna müşevveş leff ü neşr de denir. İlk sırada söylenen kelime ya da hükümlerle bunların karşılığı olan unsurların belli bir düzen içinde olmadığı leff ü neşrlerdir .

Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib

Sunma derman kim helakim zehri dermanındadır

Fuzulî

Beyitte yer alan “dert - derman, ilaç - zehir” sözcükleri birbirleriyle karşıt anlamlı olarak alakalıdır. Birinci ve ikinci dizelerde aynı yazılış sırasına göre verildiği için düzenli leff-ü neşr sanatı yapılmıştır. )

Mürdeye cânlar virür bîmâra sıhhat leblerün

Hikmet-i Lokmân u i’câz-ı Mesîhâ bundadur

Bakî



Şair beytin ilk mısraında sevgilisinin dudaklarının iki özelliğinden söz etmektedir:

“Ölülere can verme” ve “hastaları iyileştirme”. Bunların ilki Hz. İsa’ya ait bir mucize, ikincisi de Lokman Hekim’in bir özelliğidir. Unsurlar aynı sırada karşılıklı

olarak verilmediği için bu beyitteki leff ü neşr, mürettep olmayan (gayr-i müretteb) bir leff ü neşrdir.

13.Tezâd

zıt (karşıt) anlamlı sözcükleri bir ibarede toplamaktır.

Zevki kederde mihneti râhatda görmüşüz

Âyînedir biri birine subh u şâmımız

Şeyh Galib



Mutasavvıf şair bu beyitte benimsediği dünya görüşü çerçevesinde “zevki kederde”,

“mihneti rahatta” gördüğünü söylemektedir. Buradaki etkileyicilik “zevk” ile “keder” ve “mihnet” ile “râhat” arasındaki karşıtlıkla değil, “zevki kederde”,

“mihneti rahatta görme” arasındaki tezatla sağlanmıştır. Ayrıca beyitteki “subh (=sabah)” ile “şâm (gece)” arasında da ayrı bir tezat vardır.

14.Rücû’

Sözlük anlamı “dönme” olan rücû’, söylenen sözden bir nükteye dayalı olarak geri dönme anlamında bir edebî terimdir. Rücû’ daha önce söylenen söze dönüş

olabileceği gibi söylenen sözü iptal edip farklı bir düşünceye yöneliş de olabilir.

Zamân gelir ki cihân içre ins ü cân kalmaz

Degil degil yalınız ins ü cân cihân kalmaz

Yenişehirli Avni



Şair ilk mısrada “Öyle bir dönem gelir ki dünyada insanlar ve cinler kalmaz.” dedikten sonra söylediğinin eksik olduğunun farkına varıp ikinci mısrada bu sözünden dönerek “Dünya da kalmaz.” demektedir.

15.Tecrîd

Sözlük anlamı “bir şeyin elbisesini çıkarmak ya da kabuğunu soymak” olan tecrîd, bir belâgat terimi olarak insan dışındaki herhangi bir canlıya, eşyaya, nesneye insanmış gibi hitap etmektir.





Ahmed içün cevrüni çekmez dir imiş müdde’î

Ol seni candan sever yaraşmaz ol bühtân ana

Ahmed Paşa



Şair bu beyitte tecrîd yoluyla kendisini üçüncü bir kişi yerine koyarak sevgilisine, “Müdde’î, Ahmed senin cefanı, sitemini çekmez diyormuş; o seni candan sever

böyle bir iftira ona yakışmaz.” demektedir.

16.Mübalağa

Mübâlağa, bir niteliğin, fiilin veya durumun gerçekleşmesi zor hatta imkânsız dereceye çıkarılarak, abartılarak ifade edilmesidir. 3’e ayrılır:

1. Teblîğ: Mübalağayla var olduğu iddia edilen durumun aklın kabul edeceği bir derecede ya da geçmişte görülmüş olmasıdır.

2. İğrâk: Mübalağayla var olduğu iddia edilen durumun hiç görülmemiş olması,

fakat bunun gerçekleşmesinin aklen mümkün olmasıdır.

3. Gulüvv: Mübalağayla var olduğu iddia edilen durumun geçmişte gerçekleşmemiş,

gelecekte de gerçekleşmesinin aklen mümkün olmamasıdır.

İrdi bir gâyete te’sîr-i hevâ kim bir mûr

Bir dem-i germ ile eyler yedi deryâyı serâb

Nef’î

Şair bu beyitte havanın sıcaklığını anlatmak için “bir karıncanın sıcak nefesiyle yedi denizi kuruttuğunu” ifade etmektedir.

17.Tekrîr

Tekrîr, bir ibarede sözcüklerin aynı anlamda tekrarıdır. Buna tekrâr da denir.Tekrîrin amacı ifadeyi güçlendirmek ve pekiştirmektir.

Kadem kadem gece teşrîfi Nâ’ilî o mehün

Cihan cihan elem-i intizâra degmez mi

Nâ’ilî

Söz ile anlam uyumunun en güzel örneklerinden biri olan bu beyitte, “kadem kadem” ile “cihan cihan” sözleri tekrîrdir.











SES TEKRARINA DAYALI SÖZ SANATLARI

1.Cinâs

Asıl anlamı iki veya daha fazla şeyin birbirine benzemesi olan cinas, bir edebî terim olarak manzum veya mensur (=düz yazı) bir metinde anlamları farklı sözcükler arasındaki yazılış ve söyleyiş benzerliği anlamına gelir.

Gelince va’d-i visâle bahâneler söyler

O şâh-ı kişver-i hüsn ü bahâ neler söyler

Şeyh Gâlib



“Sevgili, sıra vuslat (=kavuşma) sözü vermeye gelince bahaneler söyler. O güzellik ülkesinin şahı neler söyler.” anlamındaki beytin ilk mısraındaki “bahâneler” kelimesi ile “bahâ (=güzellik) neler” kelimeleri sınırların ve durakların değişmesi ile cinası meydana getirmektedir.

2.İştikak

İştikak, aynı kökten türemiş iki veya daha fazla sözcüğün aynı ibare içinde bulunmasına denir.

Âkil ü ma’kûl ü akl u âşık u ma’şûk u ışk

Cümle sensin pes nereden geldi bunca kil ü kâl

Ahmedî



Madem akleden, bu akledilmeye konu olan ve bizzat akıl, âşık olan, âşık olunan ve bizzat aşkın kendisi olan sensin; o hâlde bunca laf söz nereden geldi.

“Âkil”, “makûl” ve “akl” sözcüklerinin üçü de aynı Arapça kökten türemiş kelimelerdir.

Yine “âşık”, “ma’şûk” ve “aşk” sözcükleri de aynı

Arapça kökten türemişlerdir.

Ayrıca beyitteki “kil” ve “kâl” sözcükleri de aynı

kökten türemiş kelimelerdir.

3.Seci

Asıl anlamı kumru, güvercin gibi kuşların aynı sesleri tekrarlayarak ötmeleri demek

olan seci , nesirde fâsıla sonlarının aynı sesle bitmesidir.

Fâsıla, cümle sonuna denildiği gibi, birbirine edatla bağlanmış fıkra (=tamlama, ibare ve paragraf) sonlarına da denir. Fâsıla şiirde kafiyenin bulunduğu mısra sonu gibidir.

Nitekim seci de nesrin (düz yazının) kafiyesidir.

“Işk bir zevktir, onun da başka bir dili var,

ışk bir şevktir, onun da ayrı ehli var,

ışk bir cûştur, onun da şeydâları var,

ışk bir hurûştur onun da deryâları var.”

Sinan Paşa



“İlâhî! Gönül gözini hikmet ravzasınun envâr-ı ezhârı ile münevver kıl ve cân dimâgını ma’rifet bostanlarınun nesîm-i eshârı ile mu’attar kıl.”

Sinan Paşa

4.İ’âde

Beytin son sözcüğünü bir sonraki beytin ilk sözcüğü olarak kullanmaktır.

Suya virsün bâğbân gül-zârı zahmet çekmesün

Bir gül açılmaz yüzün tek virse bin gül-zâra su

Fuzulî

Geçile bâdeden ey Emrî velî

Sanma kim câm-ı lebinden geçile

Emrî

5.Akis

Akis (‘aks), bir mısra veya cümlenin yahut cümle içinde bir ibarenin sonunu

başa, başını sona alarak yeni bir ibare ve tamlama meydana getirmektir

Şems-i asr idi asırda şemsin

Zıllı memdûd olur zamânı kasîr

İbni Kemal



Müşterek Malzemeyi Kullanmaya Dayalı Sanatlar ve Belâgate Dahil Edilen Hünerler

1.Nazîre

Nazîre bir şairin başka bir şairin şiirini örnek alarak onunla aynı vezin ve kafiyede yazdığı şiire denir. Nazîreye cevap da denir.

Bu teknikle şiir yazmaya “tanzîr etme”, “nazîre söyleme”, “nazîre deme”, “cevap verme”, “cevap yazma” adları verilmiştir.

Fuzulî’nin,

Hayret ey büt sûretün gördükde lâl eyler beni

Sûret-i hâlüm gören sûret hayâl eyler beni



matla beytiyle başlayan gazeline asırlar sonra

Nedîm,

Bûs-i la’lün şöyle sîr-âb-ı zülâl eyler beni

Kim gören âb-ı hayât içmiş hayâl eyler beni



matla’ıyla başlayan bir nazîre söylemiştir.



2.Nakîza

Eğer nazîrede örnek alınan şiirin aksi yönde bir anlam ifade edilirse bu nazîre nakîza adını alır. Örnek olarak,

Niyazî-i Mısrî’nin,

Gönül tesbîh çek seccâdeden hiç ayagun ırma

Namâz ehlinden özgeyle sakın sen turma oturma

matlalı gazeli,

Fuzulî’nin,

Gönül tâ var elinde câm-ı mey tesbîhe el urma

Namâz ehline uyma anlar ile turma oturma



matlalı gazeline yazılmış bir nakîzadır. Niyâzî-i Mısrî’nin bu matlaında Fuzulî’nin beytindeki düşüncelerle tam aksi yönde düşünceler dile getirilmiştir.

3.İktibâs

Asıl anlamı ateş yakmak için kor almak olan iktibâs, bir terim olarak manzum

ya da mensur herhangi bir metinde bir ayetin ya da hadisin tamamını ya da bir kısmını alıntı yoluyla kullanmak şeklinde tanımlanabilir.

Men arefe nefsehu - fe-kad arefe Rabbehu

Bildüm bunı buldum anı inkâr iden gelsün berü

Yunus Emre



şair hadis olduğu ileri sürülen ve edebiyatta da çok kullanılan “Kendini tanıyan Rabbini de bilmiş olur.” sözünü iktibâs yoluyla beytinin ilk mısraına aynen almıştır.

4.Îrâd-ı mesel

Îrâd-ı mesel, bir önermeyi desteklemek ya da ispat etmek için bir atasözünü ya da hikmetli bir sözü delil olarak kullanmaktır.

Bu sanata irsâl-i mesel de denir.

Ziyâretten murâd olan du’âdır

Bugün bana ise yarın sanadır

Subiceli Mehmed Efendi



5.Telmîh

Asıl anlamı bir şeye bir an göz ucuyla bakmak olan telmîh, bir söz içerisinde

bir kıssaya,

bir efsaneye,

tarihî bir olaya veya

bir ayete ya da hadise,

Meşhur bir darb-ı mesele,

bir inanışa işaret etmek

anlamında bir edebî terimdir.

Mâr ise adû biz yed-i beyzâ-yı Kelîmüz

Tûfân ise dünyâ gamı biz keştî-i Nûhuz

Rûhî-i Bağdâdî



Şair aynı beyitte hem Hz. Musa hem de Hz. Nuh kıssalarına telmîhte bulunarak şöyle demektedir:

“Düşmanlar yılan ise biz de Firavun’un ipleri yılan yapan büyücüleri karşısındaki Hz. Musa’nın “yed-i beyzâ”sı; yani, koynuna sokup çıkardığında mucize olarak ışık saçan beyaz eliyiz. O yılanlar nasıl Hz. Musa’ya bir zarar veremediyse ve Hz. Musa’nın mucizesi karşısında yok oldularsa, düşmanlarımız da öyle yok olacaktır. Dünya gamı tufan ise biz de o tufanın zarar veremediği Nuh’un gemisiyiz, gam ne kadar çok olursa olsun biz yine de selâmet sahiline çıkarız”.

6.Telmî’

Telmî’, bir şairin Türkçe şiirinin bazı mısralarını ya da mısraların bir kısmı

nı Arapça veya Farsça olarak söylemesidir.

Kad enâre’l-ışku li’l-uşşâka minhâce’l-hüdâ

Sâlik-i râh-ı hakîkat ışka eyler iktidâ

Fuzulî



Dânî ki men be-âlem yalguz seni sever men

Çün der-berem neyâyî ender gamet öler men

Mevlânâ

7.Sihr-i helâl

Sihr-i helâl, beyit arasında hem kendisinden önceki sözlerin sonu hem de kendisinden sonraki sözlerin başı olabilecek şekilde söz söylemektir.

Şâh-ı ışkuz her ne emr itsek müsahhardur felek

Oldı mâh-ı nevle hizmet-kâr-ı hançerdârumuz

Nef’î



Bu beyit de biri “Aşk ülkesinin şahıyız. Her ne emretsek felek yerine getirir. (Felek) hançere benzeyen yeni ay ile hizmetkârımız ve muhafızımız oldu.”; diğeri de “Aşk ülkesinin şahıyız. Her ne emr etsek o iş bize râm olmuştur. Felek hançere benzeyen yeni ay ile hizmetkârımız ve muhafızımız oldu.” olmak üzere iki şekilde düz yazıya aktarılabilir.

8.Muammâ

Asıl anlamı gizlenen ve karışık gösterilen şey olan muammâ, remiz ve îmâ

yoluyla; yani, doğrudan değil dolaylı olarak işaret ile bir isme delâlet eden sözdür.

9.Lügaz

İnsan ismi dışında, bir şeyin özelliklerinin sıralanarak okuyucu ya da dinleyiciden

bunun ne olduğunun sorulduğu bir tür manzum bilmecelerdir.

Bende yok sabr u sükûn sende vefâdan zerre

İki yokdan ne çıkar fikr idelüm bir kerre

Nâbî



İçinde “Nâbî” adı gizlenmiş olan bu beyti, bir ad gizlenmiş olduğu için de muammâ olarak adlandırmak mümkündür

(“Nâ-” ile “bî-” ön ekleri yok anlamını verir.).

10.TARİH DÜŞÜRME

Arap alfabesindeki her harfin bir sayı değeri vardır. Bu nedenle Arap alfabesinin bilinen sırası dışında sayısal değerleri esas alınarak yapılmış bir başka sıralaması daha vardır. Ebced elifbâsı adı verilmiş olan bu sıralamada günümüzde kullanılan

Arap alfabesinde olduğu gibi harferin şekil benzerlikleri değil, sayısal değerleri esas alınmıştır.

Söz konusu alfabedeki harferin bu sıralanışından

sekiz anlamsız sözcük doğmuştur.

Bu sözcükler ebced, hevvez, huttî, kelemen, sa’fes, karaşat, sehaz ve dazığdır.

KAYNAKÇA

COŞKUN, Menderes (2010). Sözün Büyüsü Edebî Sanatlar, İstanbul: Dergâh.

PALA İskender (1989). Ansiklopedik Dîvân Şiiri Sözlüğü, Ankara: Akçağ Yayınları.

SARAÇ M. A. Yekta (2007). Klasik Edebiyat Bilgisi Belâgat, İstanbul: 3F Yayınları

SARAÇ M. A.Yekta (2006) Osmanlı‟nın Şiiri, 3F Yayınları, İstanbul

MENGİ Mine (2000) “Divan şiir Dilindeki Mana, Mazmun, Nükte Kelimeleri Üzerine Bir Değerlendirme”, Divan Şiiri Yazıları, Akçağ Yayınları, Ankara

Türkçe Sözlük (2005) Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara


























Beğeniler: Semender
Yazar
adlena
İlk yayınlama
Son güncelleme
Değerlendirme
0.00 yıldız(lar) 0 rating

adlena ait diğer kaynakar